GEÇİLEMEYEN DİYAR


Gecenin gündüze karıştığı, mart rüzgarının hüzün ve zaferi taşıdığı o gün… Soğuk, ruhları üşütüyor,
umutsuzluk her tarafa yayılıyordu. Deniz, koyu bir sis ardına gizlenirken, kara kara adamlar o
koyuluğun ardında gölge gibi ilerliyordu. Soğuk işlemez, mermi geçirmezdi belki. Fakat vatan
toprağına düşen her kan insanların kabusu olacaktı besbelli.
Vatanın dört bir yanından gelen yiğitler, göğe aşık bayrağın altında, aynı inançla ve cesaretle yılmadan
kara adamların üzerine doğru emin adımlarla yürüyordu. Gök gürültüsünü andıran top sesleri,
cephelerden fışkıran nidalar, yakarışlar asla bitmeyecek bir kabus gibi sürmekteydi. Gelibolu’da
bitmek bilmeyen sesler, kan ve barut kokusu rüzgara karışıp savruluyordu. Halk “Yolun sonu,” diye
düşündü. Nusret Mayın Gemisi’nin serptiği sessiz ölüm… Siperlerin ardında bir an dahi inancını
kaybetmeyen Mehmetçik aldığı son nefeste dahi gülümsüyor ve milletine olan inancını asla
yitirmiyordu. Mavinin solduğu denizin üzerinde usul usul yaklaşan düşman gemileri ve hiç bitmeyen
top sesleri… Hemen üzerlerinden geçen mermiler ve yanı başında yerde yatan onbeşliler… Umutsuzluk
bir sis gibi insanların üzerine çökmüştü. Çaresizliğin ne demek olduğunu ilk o an anlamıştılar. Yorgun
ama inançlı eller, silahları sımsıkı kavrarken, gökyüzünde kükreyen topların sesine doğru çevrilmişti
gözleri. Korkmuyorlardı, bir adım dahi geri atmıyorlardı. Birden fazla duyguyu hissetmek ne acıydı.
Rüzgar, sararmış otların ve kanların arasında dolaşıyordu. Deniz ise içindeki devasa gemileri birer birer
yutuyordu. Seyit Onbaşı’nın gözlerinde gittikçe harlanan vatan sevdası ve göğsündeki cesareti dışarı
vurup karanlığı yırtarcasına bir an bile düşünmeden kollarına aldığı o dev mermi, bir milletin kaderini
sırtlanıyordu. Korku nedir bilmezdi, ölüm nedir dinlemezdi.
Gök maviliğini yitirmiş, hüznü hatırlatırcasına solup gitmişti. Akşam çöktüğünde Çanakkale Boğazı
sessiz ama zaferle birlikte dalgalanıyordu. Şehitlerin kanıyla sulanmış topraklar… Kıyılarda
yankılananlar yalnızca top sesleri değil, bir milletin yeniden doğuş şarkısıydı. Geçilemeyen diyar, yalnız
Türk milletinin hikayesi değil, dünyaya adını altın harflerle kazımış gerçek bir diyardır.
Enver AMZAYEV

Review My Order

0

Subtotal