ÇINARIN GÖLGESİNDE
Kimin yaşadığı bilinmeyen eski diyarlarda, bilinen yalnızca iki kişi varmış. Bunlardan ilki, Noble Adası’nda doğan Nob’muş. Bu ada öyle bir yermiş ki, asil insanların ruhu ölmez; burada yeniden doğar, yeni insanlara yardım ederlermiş. Ne var ki, sadece seçtikleri kişiye seslerini duyurabilir, kimse tarafından görülemezlermiş. Nob ise kendiyle beraber doğan Horat’ı seçmiş; ona tüm hayatı boyunca yol gösterip, ruhunu da Noble Adası’nda yaşatmak istermiş.
Diğer kişi ise Horat’mış. (Aşkı öyle büyükmüş ki unutulmamış.) Horat, küçük gövdesi, uzun bacakları ve konuşmaktan pek hoşlanmamasıyla tanınırmış. Onu konuşturacak kadar heyecanlandıran hiçbir olay olmamış bugüne dek. Kimse bilmezmiş o küçücük gövdenin içinde kocaman bir çınar gibi atan yüreği olduğunu. Ama Horat bilirmiş; o kocaman çınarın hep yalnızca bir kişi için attığını. Onu görünce nefesi kesilir, uzun bacakları yere sağlam basamazmış. İsmini, cismini bilmezmiş. Onu ilk gördüğünde anlamış, kalbindeki koca çınarın varlığını.
Soğuk bir kış gününde, kalabalıklar arasında bir bahar güneşi gibi parlamış Minik Sevgisi. Küçük boyuna karşın giydiği uzun, narçiçeği rengi ceketiyle peri gibi süzülüp geçmiş Horat’ın gözlerinin önünden. O an, uzun bacakları ilk kez yere sağlam basamamış; sersemleyip kalmış, düşüncelere dalmış. Kendine gelmesi zaman almış, ne kadar sürdüğünü bile anlayamamış. Gözlerini açtığında Minik Sevgisini kaybetmiş.
Nob, “Hayat, en ufak bir sersemliğe gelmez. En ufak şeyde kaybedersin; en küçük dikkatsizlikte kendini yanlış yerlerde bulabilirsin.” demiş. Ama Horat onu kaale almamış, heyecan duymayıp yine susmuş. Nob ise hâlâ umutla, konuşacağı zamanı beklemiş. Haftalar geçmiş… Kış, yerini bahara bırakmaya hazırlanırken Horat, uzakta narçiçeği renginde bir ceket görmüş. İçinde bir “acaba” hissiyle koşmaya başlamış. Koşmuş, koşmuş… Bir bayırdan inerken kayıp yuvarlanmış. Yetiştiğinde ise onun peri kızı olmadığını anlamış. Üzülerek geri dönmüş.
Nob yine konuşmuş ama Horat, o kadar üzgünmüş ki onu dinlememiş. Haftalar geçmiş, mevsimler değişmiş. Horat, bazen peri kızını gördüğünü düşünmüş; ama bu ya bir rüyaymış ya da bir yanılsama. Sonuçta bulamamış Minik Sevgisini. Yalnızca bir kez gördüğü o minik peri kızını düşündüğü bir gün, ona “Minik Sevgim” adını vermiş. Sadece boyu küçük olduğu için değil… Bu ismin sebebi, büyük bir sevginin küçücük bir surette ortaya çıkmasıymış. (Küçük şeyler sevindirir ruhumu.)¹
Bir gün, işlerini bitirip yorgun düşen Horat, gövdesini koca bir çınarın gölgesine bırakmış. Neyi beklediğinden habersiz, uzun uzun oturmuş. Gün geceye dönerken uykuya dalmış. Rüyadan rüyaya koşmuş, bir rüyaya tutunup kalmış. Minik Sevgisi, koca çınarın gölgesinde onu seyrediyormuş. O kadar küçük görünmüş ki Horat’a, dünyayı evren sanmış ve kaybolan dünyanın yerine dünyasını Minik Sevgisini koymuş.
İlk kez kendi sesini duymuş Horat. “Ben Horat,” diyebilmiş nihayet. Ama bu ses… Sanki yabancıya aitmiş gibi çatallaşmış. Minik Sevgisine bakmış ama o tek kelime etmemiş; belki de Horat’ın uzun zaman sonra ilk kez konuştuğunu anlamamış. Bundan cesaret bulan Horat, konuşmaya devam etmiş rüyada; ne kadar konuşsa da Minik Sevgisinin onu duyamayacağını fark etmeden. Gözlerinin içine bakarak bu sefer daha net bir sesle, “Ben Horat,” demiş bir kez daha ve devam etmiş:
“İlk defa bunu sesli söylüyorum. Sesim o kadar yabancı ki… Tanıyamıyorum. Yüreğim hep sessizdi; öyle biliyordum… ta ki sana kadar. Senden sonra ilk defa sesini duyuyorum atan bir kalbin ve sadece senin için.”
Her şey sessizleşmiş, rüzgâr nefesini tutmuş. Horat, Minik Sevgisinin gözlerine bakarak sessiz yüreğinin sesini dinlemiş. Minik Sevgisi, gözlerini kaçırmış; fısıltı gibi bir sesle, “Duydum,” demiş. O an rüzgâr bırakmış nefesini. Renkler solmaya, Minik Sevgisi uzaklaşmaya başlamış. “Gitme!” diye bağırmış Horat, “Gitme, kal!”
Minik Sevgisi uzaklaşırken seslenmiş: “Birini ararken bulamazsın sadece kaderinde varsa yolun kesişir o yüzden beni unut ve hayatına devam et.” demiş ardından gözden kaybolmuş. Kaybolmasıyla rüzgârlar çıkmış, renkler solmuş.
Horat uykusundan uyanmış. Çınarın gövdesinde Minik Sevgisinden bir iz aramaya koyulmuş. Ama rüyadan kalan tek iz, kalbinde tekrar eden Minik Sevgisinin söylediği söz ve rüzgâr olmuş.
Nob yine konuşmuş:
“Seni bile konuşturan bu şey nedir sence?”
Horat, ilk defa sessizliğini bozmuş:
“Bilmiyorum…” diyebilmiş sadece.
“Belki de aşktır,” demiş Nob.
Horat ise hemen reddetmiş, çünkü o duyguları bilmezmiş. Nob yine konuşmuş:
“Seni konuşmaya iten, rüyalarına giren; seni sersemleten, normallerinden çıkaran şey… aşktır, sevgidir.” demiş ve susmuş.
horat kaderini kendisi yazmak için yola çıkmış çünkü sadece asiller kendi kaderini kendi yazarmış horat bu konudan ne kadar habersiz olsada. (Ve biliyoruz ki, en zor yol; gitmeye cesaret edilmemiş olandır.)
¹=🎵 Daha Mutlu Olamam – Mor ve Ötesi 🎶
Nur Özsaraç